Çok değerli okurlarım, “Yetim kimdir?” diye sizlere sorarak bugünkü etkileşimimize başlayalım.
Hepinizin bildiği üzere, ergenlik yaşına gelmeden babasını kaybeden küçük çocuklara “yetim” denir. Toplumda yetim, yoksul ve dul insanlar, öncelikli olarak kendilerine yardım edilmesi gereken insanlardandır. Yetim çocuk, bunların başında gelmektedir.
Bilindiği gibi, Peygamberimiz (S.A.V.) yetim olarak dünyaya geldi. Çünkü o doğmadan önce babası Abdullah vefat etmişti. Üstüne üstlük, altı yaşına geldiğinde annesi Âmine Hâtun vefat ettiği için öksüz kaldı.
Dinimiz, yetimlerin haklarını Kur'an-ı Kerim’de korumuş, Peygamber Efendimiz (S.A.V.) de onları nasıl sahiplenmemiz gerektiğini bizlere göstermiştir. Yetim ve öksüzleri gözetmek farz-ı kifayedir. Yani toplumda bir yetim sahipsiz ve himayesiz kalır, ilgi görmez, iyi yetiştirilmezse o toplumdaki bütün insanlar günahkâr olur, Allah katında sorumlu tutulur.
Şimdi de yüce kitabımızdan yetimler hakkında bazı ayetlere bir bakalım:
*Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, aslında karınlarına sadece ateş doldurmuş oluyorlar. Onlar pek yakında çılgın alevli bir ateşe gireceklerdir. (Nisâ Suresi 10. Ayet)
**Yetimin malına yaklaşmayın. Ancak bulûğ çağına erinceye kadar koruma ve geliştirme niyetiyle ona en güzel şekilde yaklaşabilirsiniz. Verdiğiniz sözü de yerine getirin; çünkü herkes verdiği sözden mutlaka sorguya çekilecektir. (İsrâ Suresi 34. Ayet)
***Öyleyse sakın yetimi ezme! (Duha Sûresi 9. Ayet)
Sadece baktığımız birkaç ayette dahi şu bir gerçek ki, dinimiz İslam, yetimlere çok büyük önem verir ve onların mal ve haklarının korunmasını emreder. Kuran-ı Kerim’in çeşitli ayetlerinde yetimlerin korunması, haksız şekilde mazlumun malına el konulmaması gerektiği vurgulanır, yetimlere mallarını adalet ve ihsanla teslim etmenin önemine işaret edilir.
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V), hadislerinde de yetim malına sahip çıkmanın önemine değinmiştir. Bir hadiste, “Yetim malına zulmeden, Allah’ın gazabına uğrayacaktır; bu, kısacası ahiret nimetlerinden mahrum kalmanın habercisidir” denilmiş ve bu söz, toplumdaki bireylerin vicdan sahiplenmelerini sağlamak amacıyla aktarılan güçlü uyarılardan biri olmuştur. Aynı zamanda, bir başka hadis-i şerifte, “Kim yetim malını yiyerek bu dünyada onlara vaat edilen ihsanı engellerse, ahirette en büyük azabı tadacaktır” ifadesi yer almaktadır.
Bu bağlamda, hem Kur’an-ı Kerim hem de hadisler, yetim malı yemenin sadece şahsi bir kusur değil; toplumsal düzenin bozulması, adaletin zarar görmesi ve bireysel ruhsal çöküşün bir göstergesi olduğuna işaret etmektedir.
Değerli okurlarım, İslam ahlakında “hak” kavramı, kişilerin sahip olduğu malların emanet sayılması, bu malların korunması ve zengin olanların güçsüzlerin hakkına saygı göstermeleri gerektiği öğretilir.
Yetim malını yemek, insanın ruhani dünyasında pek çok olumsuz etkiye neden olur. İlk olarak, bu davranış, kişinin kalbinde kötülük ve bencillik tohumlarını ekerek, zamanla vicdan azabıyla yüzleşmesine sebep olur. Ahlaki açıdan bakıldığında, yetim malı gibi manevi değeri yüksek olan bir emanete el uzatmak, kişiyi toplumsal değerlere yabancılaştırır; bu durum bireyin kendi iç dünyasında büyük bir boşluk ve pişmanlık yaratır. Manevi zararları göz önünde bulundurulduğunda, yetim malını yiyen kişi, sanki ruhunun saflığını lekeler ve ruhani ihsanlardan uzaklaşır. İslam’ın ahlak anlayışında, her bireyin elinde bulunan her şeyin bir emaneti temsil ettiği ve bu emanete sahip çıkmanın, toplumsal adaletin temel taşlarından biri olduğu unutulmamalıdır. Ahlaki değerlere dayalı toplumsal düzenin bozulması, bireyler arasında güven ve saygı ilişkilerinin zayıflamasına yol açar. Yetim malını yemek, aslında toplumun en zayıf halkasının, yani yetimlerin, gelecekteki nesillerin imkânsızlık içinde kalmasının habercisidir. Bu durum, sadece bireysel düzeyde değil; sosyal adaletin temellerinde de büyük sarsıntılara neden olur. Hem dünyevi hem de uhrevi boyutları değerlendirdiğimizde, yetim malı yemek, kişiyi sadece dünyevi mal varlığı açısından değil, aynı zamanda manevi huzur ve uhrevi mutluluk açısından da fakirleştirir.
Dolayısıyla, yetim malını yemek eylemi, iki dünyada da kaybedilen değerler arasında yer almaktadır. Sonuçta yetim malının korunması hem dini hem ahlaki bir yükümlülüktür.
Unutulmamalıdır ki; toplumsal düzenin ve bireysel huzurun temelleri, adalet, dürüstlük ve birbirimizin haklarına saygı göstermek üzerine inşa edilmektedir. Yetimlerin mal varlıklarının korunması, bu yapıtaşlarından biridir ve hem dünyevi hem de uhrevi saadetimizin teminatıdır.
SON DAKİKA

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir