Vefa; insanı insan kılan, geçmişle bugün arasına sarsılmaz bir köprü kuran en köklü değerlerden biridir. Ahde vefa, dostluğa vefa, mesleğe vefa... Fakat hepsinin ötesinde, insana vefa.
Her meslekte önemlidir kadir bilmek; lakin toplumu bilgilendiren, tarihe tanıklık eden ve yaşananları yarınlara aktaran gazetecilikte vefanın yeri bambaşka bir anlam taşıyor. Çünkü gazetecilik sadece anlık bir haber üretme yarışı değil, bir kentin, bir ülkenin hafıza kaydını tutmaktır. Dün yaşananları belgelemek, bugün olanları kayda geçirmek ve zamana bir anlamda noterlik etmektir.
İşte bu düşünceler ve derin bir vefa duygusuyla yeniden Aksaray’daydık.

Aksaray bizim için sıradan bir coğrafya noktası olmadı hiç. Tam 30 yıl önce, 1996 yılının sonbaharında yine bu topraklardaydık. O dönem Anadolu Basın Yayın Birliği Başkanı olarak Ankara’dan yola çıkmış; Aksaray Gazeteciler Cemiyeti Başkanı değerli dostum Abdülkadir Ay’ın davetine icabet etmiştik. Dönemin Aksaray Valisi Cahit Kıraç’ın misafirperverliğiyle Türkiye’nin dört bir yanından gelen cemiyet başkanlarıyla üç gün boyunca mesleğin geleceğini, dayanışmayı ve memleket meselelerini konuşmuştuk. O buluşma, ilerleyen yıllarda Türkiye Gazeteciler Federasyonu’na kadar uzanacak geniş bir mesleki birlikteliğin de ilk tohumlarından biriydi.
Aradan tam 30 yıl geçti... 25-26 Eylül 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen "Vefa Buluşması ve Basın Çalıştayı" vesilesiyle aynı masanın etrafında tekrar toplandık.
Dönüp arkama baktığımda hüzünle karışık bir gurur hissettim. 30 yıl önceki o toplantıda aynı heyecanı paylaştığımız meslektaşlarımızın ne yazık ki büyük bir bölümü bugün ebedi âleme göç etmiş durumda. Onları rahmet ve minnetle anıyoruz. Hayatta kalan dostlarımızla —Çukurova’dan Tamer Ünal, Bolu’dan Oğuz Uçar ve daha niceleriyle— kucaklaştığımızda bir kez daha anladık ki: Zaman geçer, makamlar ve unvanlar değişir ama gerçek dostluklar ve mesleki izler silinmez.
Aksaray ziyaretinde bizleri valilik binasının önünde karşılayan Aksaray Valimiz Sayın Murat Duru ile henüz makama çıkmadan bina önünde başlattığımız o içten sohbet, Evliya Çelebi’nin izinde Anadolu’yu adımlayan bir belgeselci olarak beni ayrıca duygulandırdı. Şehrin tarihini, kimliğini ve ruhunu konuşurken adeta zaman içinde belgesel tadında bir yolculuk yaptık.
İşte bu yüzden diyoruz ki: Vefa sadece duygusal bir hatırlayış değil, aynı zamanda doğrudan bir meslek ahlakıdır. Kendisinden önce bu yola emek vermiş büyüklerini unutan bir meslek, geleceğe sağlam köprüler kuramaz.
Yılların tecrübesini omuzlarında taşıyan bir gazeteci ve belgeselci olarak yeni nesil meslektaşlarıma bırakmak istediğim en kıymetli mesaj şudur: Mesleğinizi sevin, meslektaşlarınıza sahip çıkın ve vefayı asla bir kenara bırakmayın. Bizler 50 yılı aşan meslek hayatımızda olduğu gibi bundan sonra da gördüklerimizi belgelemeye, tarihe not düşmeye ve zamana noterlik etmeye devam edeceğiz.
Çünkü geçmişe vefa göstermeyenler, geleceğe miras bırakamazlar.

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir