Ana içeriğe geç

kocaeli haberleri , son dakika kocaeli haberleri , kocaeli , kocaeli olay, intihar cinayet haberleri , defin listesi , kocaeli haber , kocaeli spor haberleri

İsmail Kahraman
İsmail KahramanKöşe Yazarı

İRAN - ŞİRAZ’DA BELGESEL TADINDA GAZETECİLİK HATIRALARIM VE SAVAŞLARDAN DERS ALMAK

Şairlerin, bahçelerin, kadim medeniyetlerin ve savaşların gölgesinde İran’ın tarihî şehri Şiraz “Yarım asrı aşan gazetecilik ve belgeselcilik yolculuğunda…

İRAN - ŞİRAZ’DA BELGESEL TADINDA GAZETECİLİK HATIRALARIM VE SAVAŞLARDAN DERS ALMAK

 

Şairlerin, bahçelerin, kadim medeniyetlerin ve savaşların gölgesinde İran’ın tarihî şehri Şiraz

“Yarım asrı aşan gazetecilik ve belgeselcilik yolculuğunda gezip gördüğümüz yerleri, tanıştığımız insanları ve tarihe tanıklık ettiğimiz olayları sözlü tarihe not düşmek için yazıyoruz. Çünkü belgesel yalnızca görüntü kaydetmek değil, zamanın hafızasını gelecek nesillere aktarmaktır.”

855508353_3760164714138108_4544457843374078159_n.jpg

857392989_3760164534138126_339881546293336030_n.jpg

2014: İsfahan’dan Şiraz’a Uzanan Yolculuk

İlgili Video İçin Tıklayın

Gazetecilik ve belgeselcilik hayatımda yarım asrı geride bırakırken artık yaşadığımız, gördüğümüz ve tanıklık ettiğimiz hadiseleri hatıralar hâlinde kaleme alma dönemindeyiz. Dünyanın birçok ülkesinde gerçekleştirdiğimiz çekimlerde amacımız yalnızca şehirleri tanıtmak olmadı. O şehirlerin tarihini, kültürünü, insanlarını, inançlarını ve medeniyetler arasında kurulan bağları da araştırıp kayıt altına almaya gayret ettik.

2014 yılında İran’a yaptığımız belgesel yolculuğu da bu anlayışın önemli duraklarından biriydi.

İran’ın tarihî şehirlerinden İsfahan’da gerçekleştirdiğimiz çalışmaların ardından akşam saatlerinde uçağa binerek Şiraz’a doğru yola çıktık. Çöl fırtınasının etkili olduğu o yolculukta, İran’ın güneyindeki Fars bölgesinin tarihî merkezi Şiraz’a ulaştık.

Şehre vardığımızda akşamın karanlığı çökmüştü. Fakat Şiraz’ın tarihî ve kültürel zenginliğini tanımak için ertesi günü beklemek istemiyorduk. Kameralarımızı hazırladık ve vakit kaybetmeden şehrin hafızasında önemli bir yeri bulunan Hafız-ı Şirazi’nin türbesine gittik.

Böylece Şiraz’daki belgesel yolculuğumuz, şiirin, edebiyatın ve insan ruhuna dokunan sözlerin dünyasına açılan bir kapıyla başladı.

Şiraz: Fars Medeniyetinin ve Şiirin Başkenti

İran’ın Fars eyaletinin merkezi olan Şiraz, yalnızca tarihî eserleriyle değil, bahçeleri, şiir geleneği, kültürel hayatı ve geçmişten günümüze taşıdığı hafızasıyla da dikkat çeken bir şehirdir. İslam öncesi İran tarihinin önemli merkezlerinden Persepolis ve İstahr’ın bulunduğu coğrafyaya yakınlığı, şehrin tarihî önemini daha da artırır. Şiraz, İslam döneminde gelişerek bölgenin önemli idare ve kültür merkezlerinden biri hâline gelmiştir.

Şiraz’ın geçmişinde farklı devletler, hanedanlar ve kültürler iz bırakmıştır. Büveyhîler döneminde gelişen şehir, daha sonraki yüzyıllarda da ilim ve edebiyat merkezi olma özelliğini korumuştur. Safevîler döneminde ve özellikle Zend Hanedanı zamanında yeni mimari eserler ve şehir yapılarıyla gelişimini sürdürmüştür.

Şiraz, Zend hükümdarı Kerim Han döneminde 18. yüzyılda başkent olarak öne çıkmıştır. Bugün Kerim Han Kalesi olarak tanıdığımız yapı da bu dönemin şehirde bıraktığı önemli miraslardan biridir.

Şiraz’ı anlamak için yalnızca tarih kitaplarına bakmak yetmez. Bu şehri tanımak için bahçelerinde dolaşmak, şairlerinin türbelerini ziyaret etmek, tarihî camilerinde geçmişin izlerini aramak ve insanlarıyla konuşmak gerekir. Biz de 2014 yılında gerçekleştirdiğimiz çekimlerde tam olarak bunu yapmaya çalıştık.

Hafız-ı Şirazi’nin Türbesinde Bir Akşam

Şiraz denildiğinde akla ilk gelen isimlerden biri Hafız-ı Şirazi’dir. 14. yüzyılda yaşayan büyük şairin eserleri, İran edebiyatının sınırlarını aşarak dünya şiirinin önemli mirasları arasına girmiştir.

Hafız’ın türbesini ziyaret ettiğimizde akşam ilerlemiş olmasına rağmen ziyaretçi kalabalığı dikkat çekiciydi. İran’ın farklı şehirlerinden gelenler, dünyanın çeşitli ülkelerinden şehri ziyaret eden turistler ve şaire duydukları saygıyı göstermek isteyen insanlar burada bir araya geliyordu.

İlk dikkatimi çeken şey, buranın yalnızca bir mezar veya anıt olmamasıydı. Burası aynı zamanda şiirin, sanatın, hatıraların ve kültürel aidiyetin yaşatıldığı bir buluşma noktasıydı. Hafız’ın dizeleri yüzyıllar boyunca farklı dillerde okunmuş, farklı kültürlerden insanlara ulaşmıştı. Türk edebiyatında Yahya Kemal gibi isimlerin şiir dünyasında hissedilen Fars şiiri geleneği, Avrupa’da da karşılık bulmuştu. Alman edebiyatının büyük ismi Goethe’nin Doğu şiirine ilgisi ve Hafız’dan aldığı ilham, şiirin milletleri aşan gücünü gösteren örnekler arasındadır.

Hafız’ın türbesinde özellikle Tebriz ve Güney Azerbaycan kökenli ziyaretçilerle sohbet etme imkânı bulduk. İran Azerbaycanlılarıyla konuşurken kültürün, dilin, şiirin ve ortak tarihî hatıraların insanlar arasında nasıl bir bağ kurduğunu bir kez daha gördük. Dua ettik, sohbet ettik ve kameralarımızla bu anları kaydettik.

Belgeselcilikte bazen bir tarih kitabının sayfalarca anlattığı bir gerçeği, bir insanın sözü veya bir mekândaki sessiz tanıklık daha etkili biçimde anlatabilir. Hafız’ın türbesinde yaşadığımız bu akşam da benim için böyle bir hatıra olarak kaldı.

Sadi-yi Şirazi: Bostan ve Gülistan’ın İzinde

Ertesi sabah erkenden bu defa Şiraz’ın diğer büyük şairi Sadi-yi Şirazi’nin türbesine gittik.

Sadi, yalnızca İran edebiyatının değil, dünya ahlak ve düşünce tarihinin de önemli isimlerinden biridir. İnsan ilişkileri, adalet, merhamet, ölçülülük ve hayat tecrübesi üzerine yazdıkları yüzyıllardır okunmaktadır. Sadi’nin en tanınmış eserlerinden Bostan ve Gülistan, Fars edebiyatının klasik başyapıtları arasında yer alır. Bu eserlerde insanın kendisiyle, toplumla ve dünyayla ilişkisi; hikâyeler, öğütler ve şiirler aracılığıyla anlatılır.

Sadi’nin türbesi ve çevresindeki bahçe, ziyaretçilere huzurlu bir ortam sunuyordu. Türbeyi ziyaret eden insanlar yalnızca bir şairi anmak için değil, onun temsil ettiği düşünce ve ahlak mirasıyla buluşmak için de buraya geliyordu.

Beni en çok etkileyen ayrıntılardan biri, suyun çevresinde oluşan hayattı. Türbe çevresindeki su ve balıklar, ziyaretçilerin ilgisini çekiyordu. Suyun sesi, bahçenin yeşilliği ve insanların sakinliği bir araya geldiğinde, medeniyetin yalnızca taş yapılardan ibaret olmadığını daha iyi anlıyorsunuz. Medeniyet, suyu korumak, gölgeyi yaşatmak, bahçeyi güzelleştirmek ve insanın huzur bulacağı mekânlar oluşturmakla da ilgilidir.

Sadi’nin eserlerinde insanı merkeze alan anlayışla bu bahçenin atmosferi arasında anlamlı bir bağ kurdum. Kameralarımızla hem tarihî mekânı hem de bu kültürel atmosferi kayıt altına aldık.

İrem Bağları: Bahçe Kültürünün Yaşayan Mirası

Şiraz gezimizde önemli duraklarımızdan biri de İrem Bağları, yani Bâğ-ı İrem’di.

İran’ın bahçe kültürü, doğayı yalnızca seyredilen bir manzara olarak görmez. Su, ağaç, gölge, havuz, köşk ve geometrik düzen bir araya gelerek yaşanabilir bir çevre meydana getirir. Bu anlayış, İran bahçe geleneğinin en belirgin özelliklerinden biridir.

UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’ne aldığı The Persian Garden başlıklı miras alanı, İran bahçe tasarımının tarihî ve kültürel değerini ortaya koymaktadır. Bu gelenek, edebiyattan halı ve tekstil sanatına kadar farklı alanları da etkilemiştir.

İrem Bağları’nda tarihî bitki örtüsü, su düzeni ve köşk mimarisi bir araya geliyordu. Burada dolaşırken insan, bahçenin yalnızca bir dinlenme alanı değil, aynı zamanda estetik ve düşünce anlayışının bir ürünü olduğunu hissediyor. Şiraz’ın şairleri bahçeleri şiirlerinde yaşatmış, bahçeler de yüzyıllar boyunca şehrin kültürel kimliğinin bir parçası olmuştur.

Bizim için bu çekimlerin önemi, tarihî bir mekânı görüntülemekten ibaret değildi. İnsanla doğa arasında kurulan ilişkinin, kültür ve medeniyet tarihindeki yerini de anlatmak istiyorduk.

Kerim Han Kalesi: Zend Döneminden Kalan Tarihî İzler

Şiraz’da ziyaret ettiğimiz bir diğer önemli eser Kerim Han Kalesi’ydi.

Kerim Han Zend, 18. yüzyılda İran’da iktidarı elinde bulunduran Zend Hanedanı’nın kurucusudur. Şiraz, onun yönetimi sırasında başkent olarak öne çıkmış; şehirde saraylar, meydanlar ve çeşitli kamu yapıları inşa edilmiştir.

Kerim Han Kalesi, dış görünüşüyle bir savunma yapısını andırsa da şehrin siyasi tarihini ve yönetim merkezini anlamak bakımından da önem taşır. Kaleyi ziyaret ederken yalnızca duvarlara, kulelere ve mimari ayrıntılara bakmadık. Bu yapıların hangi dönemin ihtiyaçlarıyla meydana geldiğini, hangi yönetim anlayışını temsil ettiğini ve sonraki nesillere neler anlattığını düşünerek çekimlerimizi gerçekleştirdik.

Belgeselcilik, bir yapının önünde durup görüntü almakla tamamlanmaz. O yapının hikâyesini araştırmak, tarihî bağlamını ortaya koymak ve izleyiciye geçmişle bugün arasında bağ kurdurmak gerekir. Kerim Han Kalesi de Şiraz’ın tarihî kimliğini anlamamıza katkı sağlayan önemli duraklarımızdan biri oldu.

Şiraz’ın Ulu Camii: İslam Medeniyetinin Mimari Hafızası

Şiraz’ın tarihî merkezinde bizi etkileyen bir diğer eser, kentin eski büyük camisi Cami-i Atik’ti.

Kaynaklarda Cami-i Atik olarak anılan bu tarihî caminin geçmişi 9. yüzyıla kadar uzanır. Yapı, farklı dönemlerde geçirdiği onarımlar ve ilavelerle bugünkü biçimini almıştır. Bu nedenle cami, yalnızca ibadet edilen bir mekân değil, Şiraz’ın İslam dönemindeki şehirleşme ve mimari gelişimini izlemeye imkân veren tarihî bir eserdir.

Caminin avlusunda ve mimari bölümlerinde geçmişin izlerini araştırırken İslam medeniyetinin şehir hayatındaki yerini düşündüm. Cami, geçmişte yalnızca namaz kılınan bir yapı değildi; çevresindeki çarşılar, eğitim mekânları, sosyal ilişkiler ve şehir hayatıyla birlikte daha geniş bir kültürel dünyanın merkezinde bulunuyordu.

Şiraz’ın tarihî dokusunda İslam öncesi İran mirasıyla İslam döneminin kültür ve mimari anlayışı yan yana okunabilir. Bu durum, şehrin tarihini tek bir dönemle açıklamanın mümkün olmadığını gösterir. Şiraz’ın eski camisini ziyaretimiz ve burada yaptığımız çekimler, İran’daki Türk-İslam medeniyeti tarihini araştırırken üzerinde durduğumuz önemli başlıklardan biriydi.

İran-Irak Savaşı’nın İzleri: Bir Açık Hava Hafızası

Şiraz’da beni en çok etkileyen duraklardan biri, İran-Irak Savaşı’yla ilgili askerî araçların ve savaş hatıralarının sergilendiği alan oldu.

Burada tanklar, toplar, uçaklar, tüfekler ve savaş döneminden kalan çeşitli askerî malzemeler sergileniyordu. Özel izinle çekim yaptığımız bu alanda, savaşın yalnızca askerî tarih kitaplarında anlatılan olaylardan ibaret olmadığını bir kez daha hissettim.

1980’de başlayan ve 1988’de ateşkesle sona eren İran-Irak Savaşı, iki ülkenin toplumlarında derin izler bıraktı. Uzun yıllar süren çatışmalarda çok sayıda insan hayatını kaybetti; şehirler, aileler ve gelecek kuşaklar savaşın sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kaldı. Sergilenen askerî araçlara bakarken kendi gençlik yıllarımı düşündüm. 1980’li yılların sonlarına doğru, askerlik çağındaki genç bir insan olarak savaş haberlerini takip ettiğim günler hafızamda yeniden canlandı.

Özellikle gençlerin fotoğrafları, savaşta hayatını kaybeden insanların hatıraları ve askerî araçların çevresinde dolaşan çocuklar beni derinden etkiledi. Bir tank, bir top veya bir uçak, askerî tarihin konusu olabilir. Ancak aynı araçların çevresinde gençlerin fotoğrafları, kayıp ailelerin hatıraları ve savaşın izleri bulunduğunda karşınızda yalnızca bir silah değil, insan hayatına dair ağır bir hikâye vardır.

İki komşu ülkenin yıllarca süren savaşı, bana bir kez daha şu gerçeği düşündürdü: Savaşların hesabı yalnızca cephede verilmez. Asıl bedeli, hayatını kaybeden insanlar, evlatlarını bekleyen aileler, yarım kalan hayatlar ve gelecek kuşaklar öder. O alanda gördüklerim zihnimde derin bir iz bıraktı. Bugün bile savaş haberlerini izlerken Şiraz’daki o görüntüleri hatırlarım.

İran’a yönelik saldırılar, bölgedeki yeni çatışmalar ve bombaların altında kalan insanların haberleri karşısında geçmişin acıları yeniden hatırlanıyor. İran’ın, İsrail’in, Amerika Birleşik Devletleri’nin ve bölgedeki diğer aktörlerin politikalarını değerlendirirken tarihî gerçekleri, sivillerin yaşadığı acıları ve uluslararası hukukun korunması gereğini birbirinden ayırmadan düşünmek gerekiyor.

Benim Şiraz’daki savaş alanından çıkardığım en önemli ders şudur: Tarih, savaşları anlatırken yalnızca kazananları ve kaybedenleri değil, hayatı yarım kalan insanları da kaydetmelidir. Belgeselcinin görevi, acıyı propaganda malzemesine dönüştürmek değil; insanlığın hafızasını korumak, tanıklıkları kayda geçirmek ve geçmişten ders çıkarılmasına katkıda bulunmaktır.

Şiraz’dan Türkistan’a Uzanan Tarihî Yollar

Şiraz gezimizde beni düşündüren meselelerden biri de İran’ın coğrafi ve kültürel konumuydu.

İran, tarih boyunca Mezopotamya, Anadolu, Kafkasya, Orta Asya ve Hint alt kıtası arasındaki ilişkilerde önemli bir geçiş ve etkileşim alanı olmuştur. Ticaret yolları, kervan güzergâhları, ilim çevreleri ve dinî hareketler farklı dönemlerde bu coğrafya üzerinden bağlantılar kurmuştur.

Ancak bu tarihî ilişkileri tek bir güzergâha veya tek bir medeniyetin yayılışına indirgemek doğru olmaz. İslam’ın İran’da yayılması, 7. yüzyıldaki fetihlerden sonra başlayan ve farklı bölgelerde farklı hızlarla gelişen uzun bir tarihî süreçtir. Türk topluluklarının İslamiyet’le ilişkileri de yüzyıllar boyunca gelişmiş; özellikle Orta Asya’da yeni siyasi, kültürel ve ilmî merkezlerin ortaya çıkmasıyla derinleşmiştir.

Selçukluların İran coğrafyasındaki siyasi ve kültürel varlığı, Türk ve İran geleneklerinin karşılıklı etkileşiminde önemli bir dönem oluşturmuştur. Farsça, Türkçe ve Arapça farklı dönemlerde ilim, edebiyat, yönetim ve dinî düşünce alanlarında önemli roller üstlenmiştir. Bu bakımdan Şiraz’ı gezerken yalnızca İran tarihini değil, birbirleriyle etkileşim hâlinde gelişen geniş bir coğrafyanın kültür tarihini de düşünüyorduk.

Tebriz’den gelen insanlarla sohbetimiz, Hafız ve Sadi’nin eserleri, tarihî camiler, bahçeler ve kaleler; bu ortak tarihî dünyayı farklı yönleriyle görmemizi sağladı. Şiraz’ın hikâyesi, yalnızca bir şehrin hikâyesi değildir. Aynı zamanda insanların, dillerin, şiirlerin, inançların ve sanatların yüzyıllar boyunca birbirine dokunduğu bir coğrafyanın hikâyesidir.

Belgeselcilik: Gördüklerimizi Geleceğe Aktarmak

2014 yılında İran’da gerçekleştirdiğimiz çekimler, Devr-i Âlem belgesel arşivimizin önemli hatıraları arasında yerini aldı.

İsfahan’dan Şiraz’a uzanan yolculuğumuzda tarihî mekânları görüntüledik, insanlarla konuştuk, kültürel mirası araştırdık ve gördüklerimizi kameralarımızla kayıt altına aldık. Aradan geçen yıllar, o görüntülerin anlamını benim için daha da artırdı. Çünkü zaman ilerledikçe bir şehirde çekilen görüntünün değeri yalnızca o günün tanıtımıyla sınırlı kalmıyor. Görüntüler, aynı zamanda bir dönemin tanıklığına, kültürel hafızaya ve sözlü tarih arşivine dönüşüyor.

Bugün Şiraz’ı yeniden hatırlarken Hafız’ın türbesindeki ziyaretçileri, Sadi’nin bahçesindeki suyu, İrem Bağları’nın yeşilliğini, Kerim Han Kalesi’nin tarihî duvarlarını ve savaş alanındaki gençlerin fotoğraflarını gözümün önüne getiriyorum.

Bütün bu görüntüler bana aynı şeyi söylüyor: Tarih, yalnızca geçmişte yaşanmış olayların toplamı değildir. Bugün nasıl yaşadığımızı, birbirimizi nasıl anladığımızı ve geleceğe nasıl bir dünya bırakacağımızı da belirler.

Yarım asrı aşan gazetecilik ve belgeselcilik hayatımız boyunca gezip gördüğümüz yerleri, tanıştığımız insanları ve tanıklık ettiğimiz olayları yazmaya devam edeceğiz. Çünkü bizler için belgeselcilik, yalnızca bir meslek değil; kültüre, tarihe ve insanlığa karşı bir sorumluluktur.

Son Söz: Şiraz Hatıraları Arşivde Yaşamaya Devam Ediyor

İran’ın Şiraz şehrinde 2014 yılında yaptığımız çekimler, aradan yıllar geçse de hafızamda canlılığını koruyor.

Şairlerin türbelerinde insanlığın ortak kültürünü, bahçelerde suyun ve tabiatın medeniyetle ilişkisini, tarihî yapılarda geçmişin mimari birikimini, savaş alanında ise insan hayatının ne kadar kıymetli olduğunu gördüm. Şiraz bana bir kez daha gösterdi ki şehirleri tanımak için yalnızca sokaklarında dolaşmak yetmez. O şehirlerin hafızasını dinlemek, eserlerini okumak, insanlarıyla konuşmak ve yaşanan acıları anlamak gerekir.

Bu yazıyı, 2014 yılında Şiraz’da yaptığımız belgesel çekimlerinin hatırasını yaşatmak ve gelecek kuşaklara bir sözlü tarih notu bırakmak amacıyla kaleme alıyorum. Tarihe not düşmek, zamana noterlik yapmak için…

İsmail KahramanAraştırmacı Gazeteci ve Belgesel YönetmeniDevr-i Âlem Belgesel TV ProgramıİKTAV – İlim, Kültür, Tarih Araştırmaları Merkezi

 

Okur görüşleri
0 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapın